Yeşil Altyapı: Sürdürülebilir Su Yönetimi Nasıl Olur?

Yeşil altyapı, yağış akışını yönetmek için bitkilere, toprağa ve doğal sistemlere dayanarak, kentsel su sorunlarıyla mücadele eden ve iklim direncini artıran sistemlere denir. Otoyollardan köprülere, hava alanlarına, ülke genelinde güvendiğimiz ve süreklilik arz eden kritik sistemlerin yeşil altyapıya uygun donatılmış olması lazım.

Geleneksel su yönetim sistemlerine alternatif olarak yeşil altyapılar, taşkın ve yağmursuyu kirliliğinin nasıl ele alınacağı da dahil olmak üzere birçok su sıkıntımız için uygun maliyetli bir çözüm sunar.

Yeşil Altyapı: Sürdürülebilir Su Yönetimi Nasıl Olur?
Yeşil Altyapı: Sürdürülebilir Su Yönetimi Nasıl Olur?

Yeşil Altyapı Nedir?

Yeşil altyapı, bitkilerle örtülü çatıları (yeşil bina yaklaşımı), yol kenarındaki ağaçları, emici bahçeleri ve yağmur suyunu yakalayan, filtreleyen ve azaltan çeşitli su yönetimi uygulamalarını kapsar. Bunu yaparken, sel miktarını azaltır. Kanalizasyon suyunun, akarsular, nehirler, göller ve okyanuslara ulaşan kirlilik miktarında azalma sağlar. Yeşil altyapının uygulandığı yerlerde, yağmur yağdığı yerde yakalanır. Doğal hidrolojik süreçleri taklit eder ve yağmuru atık yerine kaynağa dönüştürmek için toprak ve bitki gibi doğal kaynaklar kullanır. Aynı zamanda yerel su kaynaklarının kalitesini ve miktarını arttırır ve çoğu zaman doğaya hasret çeken kentsel alanlarda sayısız çevresel, ekonomik ve sağlık yararları sağlar.

Gri Altyapı Nedir?

Gri altyapı, yeşil altyapının sıklıkla tamamladığı ve bazen yerini alabildiği daha geleneksel (ve genellikle daha pahalı) su yönetim sistemleridir. Yağmur suyunu (bazen arıtılmış olsa bile) toplamak ve kanalize etmek için beton ve borular gibi sert altyapıya dayanır. Yeşil altyapı ile aynı faydaları sağlamaz, çünkü ne su yollarına ulaşan yağmur suyu miktarını azaltır ne de çoğunlukla bu akışın kalitesini artırmaz.

Yeşil Altyapı Neden Önemlidir?

Yağmur Suyunun Aşırı Olduğu Durumlar

Yağmur fırtınası veya kar fırtınası ürünü olan akıntı, yerin üstünden ve kanalizasyondan, su yollarına akar. Yüzey ne kadar geçirgen (veya emici) olursa, o kadar az akış olacaktır. Çayırlar ve ormanlar gibi gözenekli doğal yapılar, aldıkları yağmur veya kar erimesinin yüzde 90’ı kadarını bünyesinde tutma kapasitesine sahiptir. Buna karşılık, sokaklar, otoparklar, çatılar ve diğer sert, geçirimsiz (emici olmayan) yüzeyler, yağmur suyunu emmez, böylece toprağa inmesini önler ve yüzeyden hızlı bir şekilde akmaya zorlar. Ortalama bir şehir bloğu, eşit büyüklükte bir ormanlık alandan beş kat daha fazla akış üretebilir.

Yağmursuyu Kirliliği

Yağışlar geçirimsiz bir yüzeye çarptığında, bu yüzeyde bulunan kirletici maddelerin herhangi biri ile karşılar ve onu bünyesine alır. Bu, yol tuzu, tortu veya çöp içerebilir; yağ, ağır metaller veya araba ve kamyonlardan kaynaklanan zehirli kimyasallar; çimlerden ve bahçelerden gelen pestisitler veya gübreler; ve hatta hayvan atıklarından virüsler veya bakteriler bile olabilir. Bu kirletici maddeler, bozulmamış yağmuru kirli su akışına çevirir. Burada ana problem yağmur suyu yönetim sistemimiz ve geçirimsiz yüzeylerdir.

Banyolardan, mutfaklardan ve diğer tesisatlardan akan su, kanalizasyon yoluyla kanalizasyon arıtma tesislerine kanalize edilir ve daha sonra genel su yollarına deşarj edilir. Bununla birlikte, çoğu fırtına, yağmur suyunu arıtma olmadan doğrudan su yollarına akıtır, çöp, toksinler, patojenler, fazla tortu ve besin maddeleri ve termal kirlilik (ortam suyunda ani bir dalgalanmaya neden olan sıcak su dahil), ham halde taşıdığı her şeyi beraberinde getirir.

Kaynak: Green Infrastructure: How to Manage Water in a Sustainable Way

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir